İRAN’IN YAKIN TARİHİNDEN BİR SAHNE


İhvanı Müslimin yöneticilerinden Yusuf Neda, Müslüman Kardeşler Cemaati’nin İran’da gerçekleştiği ilan edilen İslam Devrimine bakışını şu ifadelerle anlatıyor: (….) Müslüman Kardeşler Cemaati, İran devrimi çerçevesindeki tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip ediyordu. Humeyni, Fransa’nın Noveschtyl köyünde bir kır evinde kalıyordu. Ev sıkı destekçilerinden biri olan Ebu’l Hasan Beni Sadr’a aitti. Beni Sadr, İbrahim Yezdi gibi bazı devrim destekçileriyle irtibat halindeydi.

Humeyni’yi ziyaret eden Yusuf Neda şöyle diyor: “Devrimi desteklemekle Allah’ı razı ettiğimizi düşünüyorduk. Dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanların üzerine çöken zulmü kaldıran her hareketi kendi hareketimiz olarak benimserdik.(Thompson,2025:117)

Yeni kurulan İran rejimi ise İran’da farklı uygulamalara imza atar. Yusuf Neda anlatmaya devam ediyor: (….) Kuzeydeki Sovyetler birliği ile bağlantılı komünist bir grup, ihvana bağlı başka bir Kürt grupla savaşıyordu. Bunlar Sünnilerdi, Şii değillerdi. Ama Humeyni onlara Sünni İslam’ı öğrenme özgürlüğünü vermemişti. Tahran’da Sünnilerin bir camilerinin olmasına müsaade etmediği gibi. “Bazıları öldürüldü. Liderlerinden biri ise saklanmayı başarmıştı. Ahmet Müftüzade isimli Kermanşah’lı bir İran Kürdüydü.

“Ahmed Müftizade, Ayetullah Humeyn’ye cok kızgındı. Bir  kaç kere Cemaatinin Humeyni’ ye ve İran devrimine destek olduğunu, buna karşılık kendilerine yeni yönetim içinde bir statü vaat edildiğini söyledi. Müftüzade, Tahran’n Sovyet hesabına faaliyet gösteren bir Kürt grubun kendilerine saldırmasına göz yumduğundan şikayetçi oldu. “Günün her saatinde adamlarımızı öldürüyorlar ve hükümet bunu seyrediyor,” dedi. Ahmed Müftüzade savaşın durması gerektiğini belirtti.

“Müftüzade şikayetlerini şöyle sürdürdü: Tahran hükümeti başkentteki tek Sünni camiye bile tahammül edemedi. Oradaki bütün camiler sadece Şiilerindir. Batıdan gelen insanlar dışarıdan bakınca camiler arasında herhangi bir fark göremiyorlar. Ama mesela bir Sünni Camide sigara içemezken, Şii biri sigara içebilir. Namazların vakitleri de farklıdır. Bir şii günde üç kere namaz kılarken bir Sünni günde beş vakit namaz kılar. Ayrıca Sünniler camilerin günde sadece üç vakit açık olmasından da şikayetçidirler. Bu nedenle kendilerine has mescitlerinin olması gerekiyor. Ta ki beş vakit namazlarını oralarda kılabilsinler.”

“Ahmed Müftüzade’ye: Bizler, islam’ın bakışıyla baktığımız zaman ırklar arasında ayıırm yapamayız. Bir meseleyi ırk esasında tartışamayız” dedim.

Bir şikayetini daha iletti: Sünni çocukların eğitimi için Şiî öğretmenler gönderiyorlar..” diye. Adam bazı taleplerinde haklıydı. Mesajını iletmemiz gerekiyordu.

Ahmed Müftüzade’nin hükümetteki bütün arkadaşları kaçıp saklandılar. 1982 yılında Müftüzade’yi dağda saklandığı mağarada yakaladılar. Ulusal güvenliği tehlikeye atmakla suçladılar. Kimse gerçekte hangi suçları işlediğini öğrenemedi elbette. Buna rağmen on yıl hapis yattı.

“Onu on yıl boyunca bir buçuk metre yüksekliğinde normal bir insanın ayakta dik duramayacağı bir hücrede tutmuşlar. Bu yüzden kemikleri gün be gün kırılmaya başlamış.Sonunda deforme olan bedeni et ve kemik yığını haline gelmişti.”

Buluşmadan iki hafta sonra Ahmed Müftüzade vefat etti. Onun ölümünden sonra İranh yetkililer bazı arkadaşlarının peşine düşüp öldürdüler. Müftüzade’nin, şehit edilişini anmak için bir araya gelmelerini istemiyorlardı.(Thompson,2025:128-132)

 

NedaYusuf, (2025), İhvanın İçinden, İstanbul:Beyan Yayınları

Güncel Haberler