Hatırlanacağı üzere ABD,Dünyanın en önemli petrol üretici ülkelerinden biri olan Venezuela Devlet başkanını birkaç ay kadar önce ülkesine ve evine baskın yaparak eşi ile birlikte ABD'ye kaçırmış ve düzmece bir mahkemede yargılamaya başlamıştı.
ABD'nin bunu ilk defa yaptığını sananlar yanılıyorlar. Daha önce yayınlanmış kitaplar, hatıralar bilgi ve belgeler ABD'nin bunu yaklaşık 100 yıldır Güney Amerika topraklarında ve İslam coğrafyasında bazı ülkelerde sürekli yaptığını gösteriyor.
Nitekim “Bir Ekonomik Tetikçinin Hatıraları” ismiyle hatıralarını yayınlayan ABD'li Dünya Bankası çalışanı John Perkins kitaplarında bunu açıkça anlatıyordu.
Şimdi son yaşanan Venezuela olayını da hatırımızda tutarak Perkins’in kitabına tekrar göz atalım.
John Perkins, sömürge ağının nasıl ve hangi sistemle çalıştığını şöyle anlatıyor: Ekonomik tetikçiler (ET'ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, A.B.D. Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı 'yardım' kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim.
Bu gerçek bir öyküdür. Onun her dakikasını yaşadım. Gördüklerim, insanlar, konuşmalar ve tarif ettiğim duygular hepsi hayatımın birer parçasıydı.Sistemin çıkarları doğrultusunda çalışmaları için benim gibi insanlara inanılmaz maaşlar ödeniyor. Eğer bizler tökezlersek, daha hain bir tetikçi türü olan çakallar ortaya çıkıyor. Ve çakallar da başarısız olursa, iş askerlere düşüyor.
Bu kitap, ET olarak çalıştığı zamanlar nispeten küçük bir grubun parçası olan bir adamın itiraflarıdır. Benzer rolleri oynayan insanlar şimdilerde sayıca daha fazla. Daha gösterişli unvanları var ve Monsanto, General Electric, Nike, General Motors, Wal-Mart gibi yeryüzündeki neredeyse tüm belli başlı şirketlerin koridorlarında dolaşıyorlar. Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları çok gerçek bir anlamda, benim olduğu kadar onların da öyküsüdür (5-11)
Modern imparatorluk yaratma işinde gösterilen ustalık ve kurnazlık Romalı kumandanları, İspanyol istilacıları ve 18. ve 19. Yüzyıl Avrupalı sömürgeci güçleri utandıracak düzeydedir. Biz ET’ler cin gibiyizdir; tarihten ders alırız. Kılıç taşımaz, bizi diğerlerinden ayıran zırh veya giysiler giymeyiz. Ekvador, Nijerya ve Endonezya gibi ülkelerde yerli bir okul öğretmeni ya da dükkan sahibi gibi giyinir, Washington ve Paris'te bir hükümet bürokratı veya bankacı gibi görünürüz.
Ancak eğer başarılı olamazsak, devreye biz ET’lerin çakallar olarak nitelendirdiği ve soylarını doğrudan o eski imparatorluklara dayandıran, çok daha sinsi bir tür girer. Çakallar her zaman oradadır; gölgede beklerler. Ortaya çıktıkları zamansa, devlet başkanları ya devrilir ya da ölümcül kazalarda yaşamını yitirir. Ve eğer şanssızlık sonucu çakallar da başarısız olurlarsa o zaman (Afganistan ve Irak'da olduğu gibi) eski usuller ortaya çıkar. Çakalların başarısız olduğu, yerlerde genç Amerikalılar öldürmeye ve ölmeye gönderilir. (Shf. 22-23)
John Perkins,Venezela’dan yıllar önce aynı operasyonun Nikaragua Başkanına yapıldığını şöyle anlatıyor:New York Times Magazine yardımcı editörü ve birçok kitabın da yazarı David Harris'in ilginç bir gözlemi vardı. 2001’de yazdığı Ay'ı Vurmak adlı kitabında şöyle diyordu: Dünyanın her köşesinde Amerikalıların çatıştığı binlerce lider, kral, diktatör ve cunta arasından, general Manuel Antonio Noriega, Amerikalıların bu şekilde peşinden geldiği tek isimdir. 225 yıllık resmi varlığı sırasında Birleşik Devletler sadece bir defa başka bir ülkeyi işgal edip, liderini -kendi toprakları içinde- Amerikan yasalarına karşı gelmiş olmasından dolayı yargılanması ve hüküm giymesi için Birleşik Devletler'e götürmüştür. (Shf. 241)
John Perkins, Panama’da da yaşanan trajik el koyma olaylarından ise şöyle bahsediyor
Panama’nın Başkanı ve Kahramanı
Panama'nın Tocumen Uluslararası Havaalanı'na 1972 yılının bir Nisan akşamı geç saatlerde, tropik sağanak altında indim. O günlerde yaygın olduğu gibi, diğer yöneticilerle bir taksi paylaştık ve İspanyolca konuştuğum için ben şoförün yanına oturdum. Boş gözlerle camdan dışarıya bakıyordum. Yağmurun içinden farların aydınlattığı bir ilan panosunda çıkık alınlı, gözleri ışıl ışıl yanan yakışıklı bir adamın portresini gördüm. Geniş kenarlı şapkasının bir yanı pervasız şekilde yukarıya kaldırılmıştı. Modern Panama'nın kahramanı Omar Torrijos'u tanıdım.
Her zamanki gibi o seyahat için de Boston Halk Kütüphanesi'nin referans bölümünü ziyaret ederek hazırlanmıştım. Torrijos'un halk arasındaki popülerliğinin nedenlerinden birinin de Panama'nın kendini idare etme hakkının yanı sıra, Panama Kanalı üzerindeki egemenlik talebinin sıkı bir savunucusu olmasından kaynaklandığını biliyordum. Ülkesinin onun önderliği altında utanç verici geçmişindeki tuzaklara bir daha düşmeyeceği konusunda kararlıydı. (Shf. 93)
Yirminci yüzyılın ilk yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Kolombiya’dan kanalın geçmesi planlanan kara parçasını bir Kuzey Amerika konsorsiyumuna devretmesini sağlayacak bir anlaşma imzalamasını talep etti. Kolombiya reddetti.
Başkan Roosevelt 1903 yılında Amerikan savaş gemisi Nashville'yi bölgeye gönderdi. Karaya çıkan Amerikan askerleri popüler bir yerli milis komutanını yakalayıp öldürdü ve Panama'nın bağımsızlığını ilan etti. Başa kukla bir hükümet getirildi ve ilk Kanal Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma gelecekteki su yolunun her iki tarafında bir Amerikan bölgesi oluşturuyor, Amerikan askeri müdahalesini yasallaştırıyor ve Washington'a yeni oluşmuş bağımsız ülke üzerinde mutlak kontrol sağlıyordu.
Ama garip olan şu ki, anlaşma Amerikan Dışişleri Bakanı Hay ile ilk proje ekibinin bir elemanı olan Fransız mühendis Philippe Bunau-Varilla arasında imzalanmıştı; imza koyanlar arasında tek bir Panamalı bile yoktu. Yani Panama, bir Amerikalı ve bir Fransız arasında yapılan anlaşmayla Amerika'ya hizmet etmek üzere Kolombiya'dan ayrılmak zorunda bırakılmıştı. Geriye dönüp bakıldığında, bu aslında öngörülü bir başlangıçtı. (Shf. 94)
Torrijos evsiz barksız takımına kulak vermekle de tanınmıştı; gecekondu mahallelerinin sokaklarında dolaşır, politikacıların girmeye cesaret edemediği kenar semtlerde toplantılar yapar, işsizlerin iş bulmalarına yardım eder ve sık sık kendi sınırlı mali kaynaklarını hastalık ya da başka bir felaketle karşılaşmış ailelere bağışlardı.
Hayata olan sevgisi ve insanlara gösterdiği sevecenlik Panama sınırlarını bile aşmıştı. Ülkesini zulümden kaçan, Şili'nin Pinochet'sine karşı solcu muhaliflerden Castro karşıtı sağcı gerillalara kadar her türlü politik görüşe sahip insan için sığınak haline getirmeye niyetliydi. Birçok insan onu bir barış elçisi olarak görüyor, bu da yarıkürede ona övgü ve saygınlık kazandınyordu. (Shf. 96)
Şimdiyse öyle görünüyordu ki, bir adam Washington'un yolu üzerinde duruyordu. İlk olmadığını biliyordum, ondan önce Castro ve Allende gibi liderler de vardı, ama sadece Torrijos, bunu komünist ideolojinin dışında ve hareketinin bir devrim olduğunu iddia etmeden yapıyordu. O sadece, Panama vatandaşlarının yaşadıkları toprak ve onu ikiye bölen bir su yolu üzerinde egemenlik hakları olduğunu ve bu hakların en azından Birleşik Devletler'in sahip olduğu kadar geçerli ve ilahi birer armağan olduğunu söylüyordu.
Torrijos her ikisi de Kanal Bölgesinde bulunan Amerikalar Okulu ile A.B.D. Güney Komutanlığı'nın tropikal savaş eğitim merkezine de karşı çıkıyordu.(Shf. 98)
Çakallar geri gelmişlerdi ve Omar Torrijos ile şirketokrasi karşıtı bir Haçlı seferine karışmaya niyetlenen diğer herkesin de bilmesini istiyorlardı. Ama Torrijos boyun eğmiyordu. Roldes gibi o da, tehditlere kulak asmayı reddediyordu. O da Yaz Dil Enstitüsü'nü ülkesinden kovdu ve Reagan yönetiminin Kanal Anlaşması'nı yeniden masaya yatırma isteğini inatla reddetti.
Roldes'un ölümünden iki ay sonra Omar Torrijos'un karabasanları gerçekleşti; o da bir uçak kazasında öldü. Tarih 31 Temmuz 1981 idi. (Shf. 217)
Çoğu kişinin Nobel barış Ödülü’ne aday gösterileceğinden emin olduğu sosyal adalet için karizmatik bir sesti. Şimdi ise ölmüştü. “CIA Suikasti!” bir kez daha makale ve başyazılara manşet oldu. (Shf. 218)
John Perkins,Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları - 1(Yeni Teknikler, Yeni Tehditler, Yeni Dünya Düzeni), April Yayıncılık, Ankara 2009, 10. Baskı